--Kişisel

Hangi hayaller?

Hayatım boyunca hiç bir zaman hayal ettiğim gibi gitmedi olaylar. Hiç o şekilde gerçekleşmedi. Ya daha kötü oldu, ya da daha iyi. İyi olanlar elbette tahmin edilebileceği gibi yüzde belki dört-beş gibi bir orana sahip. Geri kalan hiç bir hayalim olumlu olmadı, olamayacak kadar gerçek dışıydı. Benim eksikliğimden kaynaklı bu oyunda, hatam insan faktörünü unutmam oldu genelde. Mutlaka hayallerini bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde mahveden bir insan olacaktı. Satrançta karşındaki insan senin hayallerini yıkmaya çalışır. Ama onun bunu yapmak isteyeceğini önceden bilir, ona göre hamlelerini tasarlarsın. Yaşamda ise, kendi piyonların sana arkasını döner. Satranç dürüsttür. Yaşam değil.

İşte bu yüzdendir ki, artık çok fazla hayalim yok. Hayallerime geri dönemem. Artık dürüst olmayan insanlarla, bu oyunu dürüstçe ve olumlu düşünerek, düşlerimi karıştırarak oynamaya çalışmak benim için daha fazla yıkıma sebep olur. Bu yüzdendir ki, hayallerimi artık yazmıyorum herhangi bir kağıda deftere.

İlk işimde, güneş gözlüklerimi takıp, gülümseyerek ve mutlu mutlu havuz başında durup kokteylimi içerek, havuzda yüzen misafirlere “Nasılsınız, keyfiniz yerinde mi? Benden bir istek arzunuz var mıdır?” diye sorarak işimi yapacağımı hayal etmiştim en son. Çünkü çalışacağım beş yıldızlı otelin, yiyecek ve içecek imkanlarından rahatça yararlanabileceğim söylenmişti. Ve gelenlerin memnuniyetini değerlendirip, sorunları varsa onları dinleyecek, sonrasında ise bunları çözüme ulaştıracak kişilere ulaştıracaktım. Çok basit bir işim vardı. Müşteri memnuniyeti… Basit… Denilmişti.

Havuz başına gittim. Çünkü, “Dandik club’a şarkıcı geliyor, onun konser biletini sat. Şu sirk gösterisini tanıt, biletlerini almalarını sağla!” dediler. Güneşin alnında mal gibi dolaştık. Susadığımızda bile MÜŞTERİLERİNİN şişe sularından verilmiyordu. Otelin yiyecek içecek imkanlarından yararlanayım dediğimde, kahvaltıda çayı nereden alacağımı bilsem zaten salak garsonlarından rica etmezdim. Ama evet bir kez seslendim ve hiç iyi karşılanmadım. Sonraki kahvaltılarımda çay içmedim. Suyun yerini öğrenmiştim, boğazımda kalmıyordu yiyecekler. İzin verseler bulaşığımı kendim yıkayacaktım. Onların düşman gibi bakmalarındansa elimden gelen her şeyi yapardım. Onları da anlıyordum. Sorun ben değil, bu düzendi. Anlayışsız, kaba insanlardı. İlk çalıştığım bu otelde açık büfeden, restoran çalışanlarının gözüne batsam da az çok yararlandım. Aynen vaat edildiği gibi… Sonradan çalışanlar beni sevdiler bile. Biraz geç oldu ama… Sonunda orada olmak zorunda olduğumu anlayabildiler. Çünkü personel yemekhanesinin saatleri çalışma saatlerime uymuyordu. Bir iki kez dışında, oradan yararlanamadım. Bu otelden ayrılmak isteyip, geçtiğim ikinci otelde şükür ki personel yemekhanesinin saatleri uyuyordu bana. Kimse kimsenin gözüne batmadan yemek yiyebiliyordu herkes eşit bir şekilde. Açık büfeye fazlasıyla doymuştum zaten, hiç ama hiç gözüm yoktu. Artık burada içim rahat yemek yiyeyim yeterdi.

Müşterilerin, ya da otel çalışanlarının bize dayattığı dil ile “misafirlerin” dertleri bitmiyordu. Kavga dövüş yanıma geliyorlardı. Hayallerimdeki gibi güler yüzlü ve tek sıkıntıları “Aman canım hava çok sıcak.” değildi.

Şikayetlerini kısaca şöyle sıralayabilirim; Odalarında “küvet” vardı.(Ya da benim telefonda duyduğum kadarıyla “kürek”) Odaları rutubetliydi. Odaları ışık görüyordu. Odaları ışık görmüyordu. Duşakabin istiyorlardı. Küvet istiyorlardı. Ütü yoktu odada. Ütünün olmadığını bileydiler, ütü getirirlerdi yanlarında. Ütü neden yoktu? Bu en büyük problemlerden biriydi. Yangın falan çıkmazdı canım, olur mu öyle şey, hepsi aşırı bilinçli ş.siz zenginlerdi. Alakart sırası çoktu. (Alakart, belli bir çeşitliliğe sahip restoran. Örn; Japon mutfağı alakartı, İtalyan alakartı, Yunan alakartı vs.) Alakart ayarlamak bizim işimizdi. Ama biz işimizi yapmıyorduk. Odada çiçek yoktu. Deniz manzaralı oda seçmişlerdi, nasıl olurda kara manzaralı verebilirdik? Deniz manzaralı değil, havuz göreni istemişlerdi, bir yanlışlık vardı bu işte. 4. kat çok yüksekti, alçak olmalıydı odaları. Zemin oda istemiyorlardı, bunu belirtmelerine rağmen zemin vermiştik. Çocuğuyla ilgilenen kız çok ilgisizdi. Çocuğun kafası morarmış. Çocuk puseti çok kirliymiş. Sular neden “bu.” markaymış? Neden sadece “bu” dondurma varmış?

Kısaca sıraladım. Uzunca gibi görünebilir ama kısacası bu. Bayağı bağırış çağırış çektim bu şikayetlerden. Kimisi konuşmayı biliyordu, kimisi anırıyordu. Eşekler güzel canlılar. Bunlar güzel de değildi.

Dikkat! Hayal kurmak tehlikeli ve yasaktır.

Yazmıyordu hiç bir yerde. Ama yazsa olurmuş. Kurallar iyiliğimiz ve sürüye uymamız gerektiği için var. Yasaklasalar olur artık. “Niye?” demem.

En son o yıl hayal kurdum işte. Daha da kurmuyorum. Az önce okuduğum bir yoruma dayanarak yazdım bu yazıyı. Sanırım önceden siteyi bilen biriydi. “Kişisel hayaller…” falan diye saçmalıyordum önceden… Lakin şu an anladım ki, şahsımıza özgü hayalleri yaşayamıyoruz, şahısların hayallerinin oyuncuları bile değil, set arkası işçileriyiz…

Ayrıca bu yazıları da beğenebilirsiniz...

2 Yorum yapılmış!

  • Cevap yaz
    istanbulacilelektrikcisi
    Ağustos 2, 2019 saat 11:38 am

    “En son o yıl hayal kurdum işte. Daha da kurmuyorum. ” demişsiniz… bende bayadır kurmuyorum.. baktım ki gerçekleşmiyor kurmayı bıraktım. Yazınız çok güzeldi. Paylaşımınız için teşekkür ederim.

    • Cevap yaz
      VPerenc
      Ağustos 6, 2019 saat 1:58 am

      Ben teşekkür ederim okuma zahmetinde bulunup, yorumladığınız için.

Yorum yapmak ister misiniz?